Stefan Zweig'in her zaman ki gibi akıcı ve harika üslubuyla ''Merhamet'' duygusunun derinliklerine inen kitabı...Adeta Merhamet duygusu üzerine kurulu bu psikolojik romanı severek okudum. Bence filmi yapılması gereken dram yüklü bir kitaptı.
Örneğin bir alıntı yapar isek;
"Merhamet duygusu iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Onu
kullanmasını bilmeyen vazgeçmelidir bu işten. Tıpkı morfin gibi merhamet
de başlangıçta hastaya iyi gelir, onu yatıştırır, bir ilaç gibidir
adeta. Ama dozunu kaçırdınız mı ya da frenlemesini beceremediniz mi,
merhamet öldürücü bir zehir haline geliverir." S.189
Kitabı okurken Murat Menteş ile yapılan bir röportajı hatırladım.
Röportajda Murat Menteş kitap okumanın önemini anlatırken ''Mesela beni
kitap okumayan bir doktorun tedavi etmesini istemem'' demişti. Bu
kitapta da Bir doktor karakteri var ki bütün doktorların mutlaka bu
kitabı okuyup bu doktoru örnek almaları gerekir. Yani bu kitabı okuyan
bir doktora kendimi seve seve emanet edebilirim.
İşte böyle muhteşem tespitlerin bulunduğu bir kitaptı. Stefan Zweig
severler veya psikolojik bir roman okumak isteyenler mutlaka bu kitabı
okumalı.
2 Mayıs 2016 Pazartesi
28 Nisan 2016 Perşembe
Biraz Çalıkuşu Biraz da Acımak
Ben ilk yayınımda da bahsettiğim gibi Acımak'ta biraz Çalıkuşu kokusu aldım. Feride'den ne kadar etkilendiysem her romanda onu görüyorum, hissediyorum. Feride gibi Zehra da gerçekleri geride bırakarak Anadolu'ya kaçmıştır. Feride sevdiğinden, Zehra onu seven, hasretiyle yanıp tutuşan babasından. Reşat Nuri Güntekin hep bir bocalamayı konu almıştır. İnsanların hayatta karşılarına çıkan sorunlara karşı bocalamalarını.Bize de öğüt veren de bu aslında. Hayatın tamamı. Mürşid Efendi bir yanı eksik hayata gözlerini yumdu. Hayat hep karşısına kötüleri çıkardı. Meveddet Hnım onu aldattı. Kızlarını göremedi, borca battı. Hayatı alt üst oldu.
25 Nisan 2016 Pazartesi
6 Ünlü Şairden Mesaj Var!
İnternette araştırma yaparken 11 ünlü şairin babalarına yazdıkları şiirlere denk geldim. Konumuza da tam uydu. Babasına doya doya kavuşamayan Zehra için. Unutmayın ben babasına tapan bir insan olarak söylüyorum. Babanızı elinizde olan nedenlerle kaybetmeyin. Pusula önemli :)
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek…
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.”
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
‘Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar…’
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.”
altmış üç yılını
mum sattın, kürek çektin
kul oldun sonunda bir kapıya
çıkarı olduğu halde işinin
kaplarını doldurmadın vaktinde
sessiz sedasız göçtün aramızdan”
Şu zavallı ömrümün
En matemli bir günü.
Elim böğrümde kaldım,
Ben bugün haber aldım:
Babamın öldüğünü.
Bitti hayatın tadı,
Bu haber bırakmadı,
Dudağımda tebessüm.
Kalbim oyuldu yer yer,
Aman Yarabbi, meğer
Ne acıklı imiş ölüm”
Galiba Kadir gecelerinde
Onun inanmış sesiyle biz çocuklar
Daha küçülürdük odanın en uzak bir yerinde.”
Dalları düğüm düğüm
Gövdesi kahve falı
Bir zeytin ağacını köklemek var ya
Sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
Kazma vurmak beş yüz yıllık meşeye
Acısı duymak var ya kopmanın
Babaların ağlaması işte o
Babaların ağlaması öyle zor”
1.Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim – Can Yücel
“Hayatta ben en çok babamı sevdim.Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek…
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.”
2. Baba – Nazım Hikmet
“Baba!her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
‘Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar…’
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.”
3. Baba – Rıfat Ilgaz
“Küçük işler peşinde harcadınaltmış üç yılını
mum sattın, kürek çektin
kul oldun sonunda bir kapıya
çıkarı olduğu halde işinin
kaplarını doldurmadın vaktinde
sessiz sedasız göçtün aramızdan”
4. Babam İçin – Sabahattin Ali
“Allahım! .. İşte bugün,Şu zavallı ömrümün
En matemli bir günü.
Elim böğrümde kaldım,
Ben bugün haber aldım:
Babamın öldüğünü.
Bitti hayatın tadı,
Bu haber bırakmadı,
Dudağımda tebessüm.
Kalbim oyuldu yer yer,
Aman Yarabbi, meğer
Ne acıklı imiş ölüm”
5. Siyah ve Karanlık – Fazıl Hüsnü Dağlarca
“Kur’an okurdu babam bazenGaliba Kadir gecelerinde
Onun inanmış sesiyle biz çocuklar
Daha küçülürdük odanın en uzak bir yerinde.”
6. Ağlamalar – Hasan Hüseyin Korkmazgil
“Gördüm babaların ağlamasınıDalları düğüm düğüm
Gövdesi kahve falı
Bir zeytin ağacını köklemek var ya
Sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
Kazma vurmak beş yüz yıllık meşeye
Acısı duymak var ya kopmanın
Babaların ağlaması işte o
Babaların ağlaması öyle zor”
17 Nisan 2016 Pazar
Acımak nasıl öğrenilir?
Acımayı bize Acımak romanı gayette öğretebilir. Olayların görmediğimiz yönleri bir anda karşımıza çıkar. Engel olamayız buna. Baba, bir insan için en önemli gıdadır hayata hazırlanmada. Baba bizi hayata hazırlar. Yaşadığı acılar, mutluluklar hepsi bize öğüt verir, yol belirler. Bir insanın babasının olmaması hayattaki pusulasının olmaması demektir. Zehra, babasıyla doyasıya hayatı tadamadı.Annesi ondan babasını çaldı, çocukluğunu. Zehra annesi sayesinde kendine acıdı aslında. Nasıl bunu anlayamadım diye. Acıdı ve acımayı kendine öğüt edindi. Kitapta da çok beğendiğim bir kısımı sizlerle paylaşmak istiyorum: 'Bunun için acımak, birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lazım.' Günümüzde biz kime acıyoruz diye etrafınıza bakın. Eminim hepimiz İstanbul'da sokaklarda yaşayan mültecilere acıyoruz. Dermansız bir hastalığı olan birisine, belki de maddi sıkıntıları olan birine. Herkes bir eksiği olan birine acır. Ama siz hiç her şeyi tam olan mutlu birisine acımadınız. Zehra acımalı. Çünkü kimse onun kadar büyük bir ders çıkaramaz. Onlar bu kadar acıyamaz. Meveddet Hanım'ın annesi eminim şu an cehennemde yanıyordur. Onun hakkında hiçbir şey söylemek istemiyorum çünkü bir çocuğun elinden çocukluğunu, gençliğini aldı. Biraz sinirleniyor insan bu kadar sinsi insan görünce. Benim aklıma o kadın gelince kafamda süpürgeli cadı canlanıyor.
13 Nisan 2016 Çarşamba
Acınılan mıyız yoksa acıyan mı?
İnsan hangi durumlarda acımalı? İnsan zavvalı bir insan gördüğü zaman acımalı. Eğer sen birisinden nefet ediyorsan ona acıyamazsın.Zehra acımayı bilmiyordu.Annesi ona nefreti öğretmişti sadece.Babasını hep içki içen sarhoş biri olarak görmüştü.Gaddar annesi ve anneannesi onun gözlerini bağlamıştı.Onu, babasını ve kardeşini -Feriha- bu hayata mahkum etmişlerdi.Zehra bütün bunları yaşamamış olmayı diliyordu belki de ama o yüzleşmeliydi. Geçmişini arkasında bırakmıştı ama bir gün gelip yüzüne vuracağını bilemezdi. Herkesden sakladığı babası ölüm döşeğindeydi.İlk başta gitmek istemedi. Çünkü yüzleşmek istemiyordu. Bir anda gitmek istedi ve kararı değişti.
İstanbul'a gitti ama her şey için çok geçti.Babası vefat etmişti. Üzülmediğini zannediyordu ama artık yetimdi. Üzülmüştü içten içte bence. Ben bile kitabın sonunu okumadan ilk sayfalarda aldığım notta babasının yanına kötü yazmışım. Ön yargının esiri olmuşum. Ben bile yaşamadan böyle bir şey yaptıysam Zehra ne yapsın.

11 Nisan 2016 Pazartesi
Karakterlerimiz
İlk olarak karakter analiziyle başlamak istiyorum çünkü bu şekilde ön yargılı davranmayarak olaya odaklanabiliriz.İlk olarak baş karakterimizle başlıyorum.
Zehra Hanım: Dediği dedik, yalana tahammül edemeyen, doğruluğa önem veren, manevi temizliğe önem veren biridir. Anadolu'nun vilayetlerinden birinde muallimdir.
Meveddet Hanım:Çocuk ruhlu, çabuk sevinip çabuk üzülen birisi. Annesinden etkilendiği açıktır.annesi ile anlaşıp kocasını zora sokan birisidir. Sadece kendini düşünen gözü yükseklerde olan ve kendini zenginlerle kıyas eder. Kocasını aldatmıştır gözü doymamıştır.
Mürşit Efendi: Okuldan mezun olduktan sonra kendini işine adamış çalışkan gözü fazla yukarılarda olmayan biri. Namuslu, gayet uysal, titiz bir adamdı. Ailesinin mutluluğu için her şeyi göze alabilirdi. Saf kalpli olduğu için hiçbir kötülük düşünemiyordu. Evlendikten sonra karısının ve kaynanasının baskısından dolayı hırsızlık yapmış, kavga etmiş, arkadaşlarıyla arası açılmıştır. Çocuklarını çok sevdiği için artık nefret ettiği karısı ve kaynanasından ayrılamıyordu.
Vehbi Efendi: Yetiş yaşlarında emekli bir tabur katibi idi. Kendi yaşlarındaki karısı ile beraber eyüb sultanda eski bir evde oturuyorlardı. Mürşit efendi ile uzaktan akrabalığı vardır. Zehra’yı İstanbul’a çağıran odur.
Zehra Hanım: Dediği dedik, yalana tahammül edemeyen, doğruluğa önem veren, manevi temizliğe önem veren biridir. Anadolu'nun vilayetlerinden birinde muallimdir.
Meveddet Hanım:Çocuk ruhlu, çabuk sevinip çabuk üzülen birisi. Annesinden etkilendiği açıktır.annesi ile anlaşıp kocasını zora sokan birisidir. Sadece kendini düşünen gözü yükseklerde olan ve kendini zenginlerle kıyas eder. Kocasını aldatmıştır gözü doymamıştır.
Mürşit Efendi: Okuldan mezun olduktan sonra kendini işine adamış çalışkan gözü fazla yukarılarda olmayan biri. Namuslu, gayet uysal, titiz bir adamdı. Ailesinin mutluluğu için her şeyi göze alabilirdi. Saf kalpli olduğu için hiçbir kötülük düşünemiyordu. Evlendikten sonra karısının ve kaynanasının baskısından dolayı hırsızlık yapmış, kavga etmiş, arkadaşlarıyla arası açılmıştır. Çocuklarını çok sevdiği için artık nefret ettiği karısı ve kaynanasından ayrılamıyordu.
Vehbi Efendi: Yetiş yaşlarında emekli bir tabur katibi idi. Kendi yaşlarındaki karısı ile beraber eyüb sultanda eski bir evde oturuyorlardı. Mürşit efendi ile uzaktan akrabalığı vardır. Zehra’yı İstanbul’a çağıran odur.
6 Nisan 2016 Çarşamba
Reşat Nuri Gültekin'e dair
Reşat Nuri Güntekin günümüzde başyapıt olarak görülen birçok eserin yazarıdır.25 Kasım 1889, İstanbul doğumludur.Kendi romanlarındaki karakterler gibi Anadolu'yu gezmiş ve orada tanınmıştır.Fatma Aliye Hanım'in Udi romanı Reşat Nuri'nin hayatına iz bırakmıştır.İstanbul'da Saint Joseph Lisesi'ni bitirmiştir.Çeşitli okullarda Franszıca ve Türkçe dersleri vermiştir.Görev aldığı okulların bazıları
İstanbul Beşiktaş İttihat Terakki Mektebi, Fatih Vakf-ı Kebir Mektebi,
Akşemseddin Mektebi, Feneryolu Murad-ı Hâmis Mektebi, Osman Gazi Paşa
Mektebi, Vefa Sultanisi, İstanbul Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Erenköy Kız Lisesi'dir. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Ela adında bir çocuğu vardır.Günümüzde olduğu gibi yazarlar kendi yaşam öykülerindekileri kalemle kağıda aktarmıştır.Kağıttan da bizlere.Güntekin'e akciğer teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada, 7 Aralık 1956'da hastalığına yenik düşerek öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Levent'te oturduğu sokağa “Çalıkuşu” ismi, Kadıköy'de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih'te bir tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.Günümüzde de eserleri hala ellerden düşmemektedir.
4 Nisan 2016 Pazartesi
Bu sefer Reşat Nuri Güntekin'le buluşuyorum
Uzun bir zaman sonra merhabalar.Hep O Şarkı'dan sonra bir çok ktap okudum ama ilk olarak şu an okuduğum kitap olan Reşat Nuri Güntekin'den Acımak ile başlıyorum yepyeni bu serüvene.Acımakta sanki Çalıkuşu'ndaki Feride'nin kokusunu alır gibiyim ama biraz daha farklı.Okudukça ilginçleşiyor.Bu hikayede Zehramız var, kendisi muallime hanım olur.Anadoluda bir kasabada en çok tanınan kişilerden biridir.Hayatın acımasızlığı düşüncelerine ve davranışlarına yön vermiştir.Bir sonraki paylaşımımda daha detaylı bilgiyle burada olacağım.Bu arada ben blogumu yazarken Erol Evgin'in Bizim Tango adlı şarkısıyla yazdım.Mutlaka dinleyin :)
14 Kasım 2015 Cumartesi
Deli gibi sevmek ruhumuzda var...
Münire hepimize karşı çok iyi bir örnektir.Sevmekten vazgeçmemiştir.Sevilmek için sevmeyin.Sevmek için o duyguyu tatmak için sevin.Uzaktaykende sevin,yakındayken de.'Hep O Şarkı' bana birçok tecrübe kazandırdı.Bu son paylaşımım.Tabiki 'Hep O Şarkı' için.Bloguma devam edeceğim.Son sözlerimi söyleyeceğim.Sevmekten vazgeçmeyin çünkü : 'Deli gibi sevmek ruhumuzda var.'
Münire'nin Cemil Bey'i
Eşref Paşalardaki olay,o sesi tekrar duyması epey bir etkiledi Münireciği.Yataktan çıkacak hali bulamadı kendinde.Yirmi beş yıl beklediği o sesi duymuştu.Fakat belki de anlamıştı.Cemil Bey onun gençliğini almıştı.Halasıyla konuştuğunda onu tanıyamamıştı.O Cemil Bey Münire'nin Cemil'i değildi.Bir gün o havadis geldiğinde Münire şaşırmıştı.Cemil Bey,halasıyla görüşmek istiyordu.Cemil Bey muhtaçtı.Hakkı yenmişti ve yardım istiyordu.İsteği kabul olmuştu.Cemil Bey teşekkür için geldiğinde büyük oğluyla gelmişti.Münire'nin çocuğun gözlerinde Cemil Bey'in gençliğini gördüğüne adım kadar eminim.Münire'nin umudunu hep kıskanacağım.Ne bitmez,tükenmez bir umut o.Cemil Bey gittiğinde halasına eşini sormuştu Cemil Bey'in.Roman bitiyordu.Sonuna geliyordum ama sanki olabilecek güzel bir son var gibi bekliyordum.Halası görmemişti o hanımı.Günün birinde görmüş birisi anlatmıştı onlara.O son satırlar beni benden aldı.Sonu ne iyiydi ne de kötü.Ne hissedeceğimi de ne anlam çıkaracağımı da bilemedim ama bildiğim tek bir şey var:Münire Cemil'i hala seviyor.Vazgeçmeden,yılmadan.
13 Kasım 2015 Cuma
'Umut,ümit bir uzun yolculuk...'
Umuttu.Münirenin ki güçlü bir umuttu.Belki asla bitmeyecek olan.Belki de tek bir söz,tek bir havadis bütün her şeyi bitirebilirdi.Ki öyle oldu.Eşref Paşa konağında yaşananlarla kısa bir an sevindim,lakin kısa sürdü.Cemil Bey'in Münire'nin ruhunu okşayan sesi bir kez daha duyması.O bütün umutları arttırdı.Münire inanmıyordu Cemil'in 'ürkek bir bey' olabileceğine.Kalbi nasıl sevmişti böyle.Aklım almıyor hala.Nasıl bu kadar bağlanırdı,nasıl bu kadar ümitliydi.Şu zamanda aşkı,sevgiyi tadanlar da böyle severler miydi acaba birbirlerini? Sormak,görmek lazım.
11 Kasım 2015 Çarşamba
Sevmekten korkmak.
9 Kasım 2015 Pazartesi
Yakup Kadri kadar güçlü...
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile ilgili araştırmalarımı yaparken Yakup Kadri'nin bir eşi olduğunu öğrendim:Ayşe Leman Karaosmanoğlu.Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü, günümüzde adı yeterince veya
hiç duyulmamış üç kadın yazarı tanıtmak üzere “Sandıklardan Çıkanlar:
Gizli Kalmış Kadın Yazarlar” adlı bir konferans düzenledi.Konferansta Ayşe Leman Karaosmanoğlu ile ilgili kısımları sizler için buldum.
KARAOSMANOĞLU’NUN ‘TENEKE KUTUSU’
Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi, Burhan Belge’nin kardeşi ve Murat Belge’nin halası olmaktan çok daha önemli bir karakter olduğunu anlatan Bahar Gökpınar, Karaosmanoğlu’nun kişisel eşya ve notlarının içinde bulunduğu bir teneke kutunun, dönemin tarihinin bilinmeyenlerini ortaya çıkardığını anlattı. Gökpınar, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun hayatı üzerinden feminist biyografinin, arka planda kalmış kadınların hayatlarının bilinmesi açısından öneminin altını çizerken, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun kaleminin de en az eşi kadar kuvvetli olduğunu söyledi.
Aşağıdaki fotoğraf Ayşe Leman Karaosmanoğlu ve Yakup Kadri'nin birlikte olduğu ilk fotoğraf gibi gözüküyor.
KARAOSMANOĞLU’NUN ‘TENEKE KUTUSU’
Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi, Burhan Belge’nin kardeşi ve Murat Belge’nin halası olmaktan çok daha önemli bir karakter olduğunu anlatan Bahar Gökpınar, Karaosmanoğlu’nun kişisel eşya ve notlarının içinde bulunduğu bir teneke kutunun, dönemin tarihinin bilinmeyenlerini ortaya çıkardığını anlattı. Gökpınar, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun hayatı üzerinden feminist biyografinin, arka planda kalmış kadınların hayatlarının bilinmesi açısından öneminin altını çizerken, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun kaleminin de en az eşi kadar kuvvetli olduğunu söyledi.
Aşağıdaki fotoğraf Ayşe Leman Karaosmanoğlu ve Yakup Kadri'nin birlikte olduğu ilk fotoğraf gibi gözüküyor.
31 Ekim 2015 Cumartesi
'Öpüyorsam ayrılığı gözünden...'
Kitabın şüphesiz en sevmediğim kısmı Münire'nin evlendiği (!) kısımdır.Münire Hanım arkasında bir enkaz bırakarak buna mecbur kalmıştır.Konuşması,gülüşü dahil hiçbir şeyini beğenmediğim Küçük Molla Bey bana kitabı okurken zor anlar yaşattı.Hep hayalimdeki Cemil Bey ile Münire Hanım bir müddet kavuşamadılar.
Sonra birden benim için adeta bir melek olarak Zeyrekli Fatma Hanım ortaya çıktı.Ne büyük bir sevap işlemiştir.Bir mektuplaşmadır başladı.Öyle güzel öyle insanın ruhuna dokunan şeyler yazıyorlardı ki birbirlerine adeta hayran kaldım.O ilk mektubu Münire nasılda bağrına basıp ağladı,işte orası kitabın okuduğum yere kadar ki en güzel yeridir benim için.O sıralarda bizim Küçük Molla Bey zaten evliliğinden memnun olmayan Münireciğimizi aldatmış.Allah affetsin pek mutlu oldum.Çünkü o aldatış nelere kadirmiş onu gördük.Köşe başı buluşmaları mı dersin ağacın altındakiler mi dersin,oldu pek güzel oldu.Hem Münire'nin hem benim ruhuma can geldi.Bugünkü yazımıda bu güzel romanın anlam ve önemine uygun şarkı sözleriyle kapatayım:'Öpüyorsam ayrılığı gözünden, söküyorsam yüreğimi göğsümden.Geçiyorsam gözlerinin içinden, sana olan sevdamdandır bilesin. Geçiyorsam bir çiçeğin özünden.'
Sonra birden benim için adeta bir melek olarak Zeyrekli Fatma Hanım ortaya çıktı.Ne büyük bir sevap işlemiştir.Bir mektuplaşmadır başladı.Öyle güzel öyle insanın ruhuna dokunan şeyler yazıyorlardı ki birbirlerine adeta hayran kaldım.O ilk mektubu Münire nasılda bağrına basıp ağladı,işte orası kitabın okuduğum yere kadar ki en güzel yeridir benim için.O sıralarda bizim Küçük Molla Bey zaten evliliğinden memnun olmayan Münireciğimizi aldatmış.Allah affetsin pek mutlu oldum.Çünkü o aldatış nelere kadirmiş onu gördük.Köşe başı buluşmaları mı dersin ağacın altındakiler mi dersin,oldu pek güzel oldu.Hem Münire'nin hem benim ruhuma can geldi.Bugünkü yazımıda bu güzel romanın anlam ve önemine uygun şarkı sözleriyle kapatayım:'Öpüyorsam ayrılığı gözünden, söküyorsam yüreğimi göğsümden.Geçiyorsam gözlerinin içinden, sana olan sevdamdandır bilesin. Geçiyorsam bir çiçeğin özünden.'
19 Ekim 2015 Pazartesi
Münire'nin 'Hep O Şarkı'sı
Yakup Kadri'nin eşsiz eserlerinden birine başlamanın mutluluğu var adeta üzerimde.Münire'nin o güzel anlatımı,Cemil Bey'e beslediği duygular o kadar şahane ki.Cemil Bey'in minik hatası o minik serçenin kalbini nasıl kırdı,nasıl parçaladı bir biz biliriz.Sıdıka'dan nefret edenler olarak çok tatlıyız bu arada.Belki de bir kısmımız Cemil Bey'e kızdı,ondan nefret etti.Sonuna kadar haklıyız.Münire o küçük kalbine ne kadar büyük şeyler sığdırmış,tahmin dahi etmezdim.Münire'ye en çok acıdığım zaman ise Cemil Bey'e,biricik sevdiceğine,'ağabey' demesidir.Yürek burkan bir hikaye bir yandan da.Her yanıyla hem de.O yalıdan yalıya bakışmaları,belki mektuplaşmaları günümüzde ki değilde o zaman ki aşkların bir göstergesi aslında.Şimdiki zamanda böyle değil artık.O kadar değişti ki.Aslında en güzel cümle 'Sevmek değişti.' olabilir.Sevginin varlığını değiştiremezsin ama sevginin senin için anlamını değiştirebiliceğime inanıyorum.Bu güzel kitabın içindeki çoğu şeyi Çalıkuşu'na benzettiğimi söyleyemeden geçemeyeceğim.Müniremiz,Feride kadar kurnaz olmasa da sevilmeni değerini biliyor.Lakin Kamran Bey ile Cemil Bey'i benzetemedim.Cemil Bey aşkına sadık,Münire evlense dahi peşini bırakmamıştır.Kamran Bey ise ne arayıp ne sormuştur belli bir zaman dışında.Okuduğum kısımda Cemil Bey ile Münire kozları değiştiriyor.Şimdi aşkını bekleyecek olan Münire.Bakalm göreceğiz.İyi akşamlar.
17 Ekim 2015 Cumartesi
bu bir başlangıç
Öncelikle merhabalar.Ben Sude.İlk olarak bu bir başlangıç.Aslında hep hayalim olan ama gerçekleştiremediğim bu işe edebiyat öğretmenim sayesinde atıldım.Ona teşekkürlerimi sunuyorum.Vizyonumdan bahsedecek olursam burada her konuyla ilgili yorumlarımı,fikirlerimi ve önerilerimi paylaşmayı hedefliyorum.Yolum bayağı bir uzun.Kendime bir plan belirledim bile.Derslerin yanında okunacak kitaplar,izlenecek belgeseller vs.İlk hedefimizle başlayalım.Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun eşsiz kaleminden 'Hep O Şarkı'.Yeni paylaşımımla yakında burada olacağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







