2 Mayıs 2016 Pazartesi

Stefan Zweig'in 'Acımak' Serüveni

Stefan Zweig'in her zaman ki gibi akıcı ve harika üslubuyla ''Merhamet'' duygusunun derinliklerine inen kitabı...Adeta Merhamet duygusu üzerine kurulu bu psikolojik romanı severek okudum. Bence filmi yapılması gereken dram yüklü bir kitaptı.
Örneğin bir alıntı yapar isek;
"Merhamet duygusu iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Onu kullanmasını bilmeyen vazgeçmelidir bu işten. Tıpkı morfin gibi merhamet de başlangıçta hastaya iyi gelir, onu yatıştırır, bir ilaç gibidir adeta. Ama dozunu kaçırdınız mı ya da frenlemesini beceremediniz mi, merhamet öldürücü bir zehir haline geliverir." S.189
Kitabı okurken Murat Menteş ile yapılan bir röportajı hatırladım. Röportajda Murat Menteş kitap okumanın önemini anlatırken ''Mesela beni kitap okumayan bir doktorun tedavi etmesini istemem'' demişti. Bu kitapta da Bir doktor karakteri var ki bütün doktorların mutlaka bu kitabı okuyup bu doktoru örnek almaları gerekir. Yani bu kitabı okuyan bir doktora kendimi seve seve emanet edebilirim.
İşte böyle muhteşem tespitlerin bulunduğu bir kitaptı. Stefan Zweig severler veya psikolojik bir roman okumak isteyenler mutlaka bu kitabı okumalı.

28 Nisan 2016 Perşembe

Biraz Çalıkuşu Biraz da Acımak

Ben ilk yayınımda da bahsettiğim gibi Acımak'ta biraz Çalıkuşu kokusu aldım. Feride'den ne kadar etkilendiysem her romanda onu görüyorum, hissediyorum. Feride gibi Zehra da gerçekleri geride bırakarak Anadolu'ya kaçmıştır. Feride sevdiğinden, Zehra onu seven, hasretiyle yanıp tutuşan babasından. Reşat Nuri Güntekin hep bir bocalamayı konu almıştır. İnsanların hayatta karşılarına çıkan sorunlara karşı bocalamalarını.Bize de öğüt veren de bu aslında. Hayatın tamamı. Mürşid Efendi bir yanı eksik hayata gözlerini yumdu. Hayat hep karşısına kötüleri çıkardı. Meveddet Hnım onu aldattı. Kızlarını göremedi, borca battı. Hayatı alt üst oldu.


25 Nisan 2016 Pazartesi

6 Ünlü Şairden Mesaj Var!

İnternette araştırma yaparken 11 ünlü şairin babalarına yazdıkları şiirlere denk geldim. Konumuza da tam uydu. Babasına doya doya kavuşamayan Zehra için. Unutmayın ben babasına tapan bir insan olarak söylüyorum. Babanızı elinizde olan nedenlerle kaybetmeyin. Pusula önemli :)


  1.Ben Hayatta En Çok Babamı Sevdim – Can Yücel

“Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü, ha düşecek…
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.”


  2. Baba – Nazım Hikmet

“Baba!
her yılbaşında
sana söyleyecek
bir tek
sözüm var:
‘Seni ne kadar çok seversem
o kadar
çok olsun ömründen geçen yıllar…’
Baba!
Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım!
Ne zulüm, ne ölüm, ne korku
başımı eğemez!
Yalnız senin elini öpmek için
eğilir başım.”



3. Baba – Rıfat Ilgaz

“Küçük işler peşinde harcadın
altmış üç yılını
mum sattın, kürek çektin
kul oldun sonunda bir kapıya
çıkarı olduğu halde işinin
kaplarını doldurmadın vaktinde
sessiz sedasız göçtün aramızdan”



4. Babam İçin – Sabahattin Ali

“Allahım! .. İşte bugün,
Şu zavallı ömrümün
En matemli bir günü.
Elim böğrümde kaldım,
Ben bugün haber aldım:
Babamın öldüğünü.
Bitti hayatın tadı,
Bu haber bırakmadı,
Dudağımda tebessüm.
Kalbim oyuldu yer yer,
Aman Yarabbi, meğer
Ne acıklı imiş ölüm”



5. Siyah ve Karanlık – Fazıl Hüsnü Dağlarca

“Kur’an okurdu babam bazen
Galiba Kadir gecelerinde
Onun inanmış sesiyle biz çocuklar
Daha küçülürdük odanın en uzak bir yerinde.”



6. Ağlamalar – Hasan Hüseyin Korkmazgil

“Gördüm babaların ağlamasını
Dalları düğüm düğüm
Gövdesi kahve falı
Bir zeytin ağacını köklemek var ya
Sökmek var ya sarp yamaçtan ardıcı
Kazma vurmak beş yüz yıllık meşeye
Acısı duymak var ya kopmanın
Babaların ağlaması işte o
Babaların ağlaması öyle zor”






17 Nisan 2016 Pazar

Acımak nasıl öğrenilir?

Acımayı bize Acımak romanı gayette öğretebilir. Olayların görmediğimiz yönleri bir anda karşımıza çıkar. Engel olamayız buna. Baba, bir insan için en önemli gıdadır hayata hazırlanmada. Baba bizi hayata hazırlar. Yaşadığı acılar, mutluluklar hepsi bize öğüt verir, yol belirler. Bir insanın babasının olmaması hayattaki pusulasının olmaması demektir. Zehra, babasıyla doyasıya hayatı tadamadı.Annesi ondan babasını çaldı, çocukluğunu. Zehra annesi sayesinde kendine acıdı aslında. Nasıl bunu anlayamadım diye. Acıdı ve acımayı kendine öğüt edindi. Kitapta da çok beğendiğim bir kısımı sizlerle paylaşmak istiyorum: 'Bunun için acımak, birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lazım.' Günümüzde biz kime acıyoruz diye etrafınıza bakın. Eminim hepimiz İstanbul'da sokaklarda yaşayan mültecilere acıyoruz. Dermansız bir hastalığı olan birisine, belki de maddi sıkıntıları olan birine. Herkes bir eksiği olan birine acır. Ama siz hiç her şeyi tam olan mutlu birisine acımadınız. Zehra acımalı. Çünkü kimse onun kadar büyük bir ders çıkaramaz. Onlar bu kadar acıyamaz. Meveddet Hanım'ın annesi eminim şu an cehennemde yanıyordur. Onun hakkında hiçbir şey söylemek istemiyorum çünkü bir çocuğun elinden çocukluğunu, gençliğini aldı. Biraz sinirleniyor insan bu kadar sinsi insan görünce. Benim aklıma o kadın gelince kafamda süpürgeli cadı canlanıyor.



13 Nisan 2016 Çarşamba

Acınılan mıyız yoksa acıyan mı?


İnsan hangi durumlarda acımalı? İnsan zavvalı bir insan gördüğü zaman acımalı. Eğer sen birisinden nefet ediyorsan ona acıyamazsın.Zehra acımayı bilmiyordu.Annesi ona nefreti öğretmişti sadece.Babasını hep içki içen sarhoş biri olarak görmüştü.Gaddar annesi ve anneannesi onun gözlerini bağlamıştı.Onu, babasını ve kardeşini -Feriha- bu hayata mahkum etmişlerdi.Zehra bütün bunları yaşamamış olmayı diliyordu belki de ama o yüzleşmeliydi. Geçmişini arkasında bırakmıştı ama bir gün gelip yüzüne vuracağını bilemezdi. Herkesden sakladığı babası ölüm döşeğindeydi.İlk başta gitmek istemedi. Çünkü yüzleşmek istemiyordu. Bir anda gitmek istedi ve kararı değişti.
İstanbul'a gitti ama her şey için çok geçti.Babası vefat etmişti. Üzülmediğini zannediyordu ama artık yetimdi. Üzülmüştü içten içte bence. Ben bile kitabın sonunu okumadan ilk sayfalarda aldığım notta babasının yanına kötü yazmışım. Ön yargının esiri olmuşum. Ben bile yaşamadan böyle bir şey yaptıysam Zehra ne yapsın.



                                                        

11 Nisan 2016 Pazartesi

Karakterlerimiz

İlk olarak karakter analiziyle başlamak istiyorum çünkü bu şekilde ön yargılı davranmayarak olaya odaklanabiliriz.İlk olarak baş karakterimizle başlıyorum.

Zehra Hanım: Dediği dedik, yalana tahammül edemeyen, doğruluğa önem veren, manevi temizliğe önem veren biridir. Anadolu'nun vilayetlerinden birinde muallimdir.
Meveddet Hanım:Çocuk ruhlu, çabuk sevinip çabuk üzülen birisi. Annesinden etkilendiği açıktır.annesi ile anlaşıp kocasını zora sokan birisidir. Sadece kendini düşünen gözü yükseklerde olan ve kendini zenginlerle kıyas eder. Kocasını aldatmıştır gözü doymamıştır. 
Mürşit Efendi: Okuldan mezun olduktan sonra kendini işine adamış çalışkan gözü fazla yukarılarda olmayan biri. Namuslu, gayet uysal, titiz bir adamdı. Ailesinin mutluluğu için her şeyi göze alabilirdi. Saf kalpli olduğu için hiçbir kötülük düşünemiyordu. Evlendikten sonra karısının ve kaynanasının baskısından dolayı hırsızlık yapmış, kavga etmiş, arkadaşlarıyla arası açılmıştır. Çocuklarını çok sevdiği için artık nefret ettiği karısı ve kaynanasından ayrılamıyordu.
Vehbi Efendi: Yetiş yaşlarında emekli bir tabur katibi idi. Kendi yaşlarındaki karısı ile beraber eyüb sultanda eski bir evde oturuyorlardı. Mürşit efendi ile uzaktan akrabalığı vardır. Zehra’yı İstanbul’a çağıran odur.

6 Nisan 2016 Çarşamba

Reşat Nuri Gültekin'e dair

Reşat Nuri Güntekin günümüzde başyapıt olarak görülen birçok eserin yazarıdır.25 Kasım 1889, İstanbul doğumludur.Kendi romanlarındaki karakterler gibi Anadolu'yu gezmiş ve orada tanınmıştır.Fatma Aliye Hanım'in Udi romanı Reşat Nuri'nin hayatına iz bırakmıştır.İstanbul'da Saint Joseph Lisesi'ni bitirmiştir.Çeşitli okullarda Franszıca ve Türkçe dersleri vermiştir.Görev aldığı okulların bazıları İstanbul Beşiktaş İttihat Terakki Mektebi, Fatih Vakf-ı Kebir Mektebi, Akşemseddin Mektebi, Feneryolu Murad-ı Hâmis Mektebi, Osman Gazi Paşa Mektebi, Vefa Sultanisi, İstanbul Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Erenköy Kız Lisesi'dir. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Ela adında bir çocuğu vardır.Günümüzde olduğu gibi yazarlar kendi yaşam öykülerindekileri kalemle kağıda aktarmıştır.Kağıttan da bizlere.Güntekin'e akciğer teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada, 7 Aralık 1956'da hastalığına yenik düşerek öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Levent'te oturduğu sokağa “Çalıkuşu” ismi, Kadıköy'de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih'te bir tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.Günümüzde de eserleri hala ellerden düşmemektedir.