Reşat Nuri Güntekin günümüzde başyapıt olarak görülen birçok eserin yazarıdır.25 Kasım 1889, İstanbul doğumludur.Kendi romanlarındaki karakterler gibi Anadolu'yu gezmiş ve orada tanınmıştır.Fatma Aliye Hanım'in Udi romanı Reşat Nuri'nin hayatına iz bırakmıştır.İstanbul'da Saint Joseph Lisesi'ni bitirmiştir.Çeşitli okullarda Franszıca ve Türkçe dersleri vermiştir.Görev aldığı okulların bazıları
İstanbul Beşiktaş İttihat Terakki Mektebi, Fatih Vakf-ı Kebir Mektebi,
Akşemseddin Mektebi, Feneryolu Murad-ı Hâmis Mektebi, Osman Gazi Paşa
Mektebi, Vefa Sultanisi, İstanbul Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Erenköy Kız Lisesi'dir. 1927’de Erenköy Lisesi’nden yeni mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlendi.Ela adında bir çocuğu vardır.Günümüzde olduğu gibi yazarlar kendi yaşam öykülerindekileri kalemle kağıda aktarmıştır.Kağıttan da bizlere.Güntekin'e akciğer teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra'ya gitti ve orada, 7 Aralık 1956'da hastalığına yenik düşerek öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi. Levent'te oturduğu sokağa “Çalıkuşu” ismi, Kadıköy'de ve İzmir’de bir ilköğretim okuluna ve Fatih'te bir tiyatro sahnesine Reşat Nuri Güntekin ismi verilmiştir.Günümüzde de eserleri hala ellerden düşmemektedir.
6 Nisan 2016 Çarşamba
4 Nisan 2016 Pazartesi
Bu sefer Reşat Nuri Güntekin'le buluşuyorum
Uzun bir zaman sonra merhabalar.Hep O Şarkı'dan sonra bir çok ktap okudum ama ilk olarak şu an okuduğum kitap olan Reşat Nuri Güntekin'den Acımak ile başlıyorum yepyeni bu serüvene.Acımakta sanki Çalıkuşu'ndaki Feride'nin kokusunu alır gibiyim ama biraz daha farklı.Okudukça ilginçleşiyor.Bu hikayede Zehramız var, kendisi muallime hanım olur.Anadoluda bir kasabada en çok tanınan kişilerden biridir.Hayatın acımasızlığı düşüncelerine ve davranışlarına yön vermiştir.Bir sonraki paylaşımımda daha detaylı bilgiyle burada olacağım.Bu arada ben blogumu yazarken Erol Evgin'in Bizim Tango adlı şarkısıyla yazdım.Mutlaka dinleyin :)
14 Kasım 2015 Cumartesi
Deli gibi sevmek ruhumuzda var...
Münire hepimize karşı çok iyi bir örnektir.Sevmekten vazgeçmemiştir.Sevilmek için sevmeyin.Sevmek için o duyguyu tatmak için sevin.Uzaktaykende sevin,yakındayken de.'Hep O Şarkı' bana birçok tecrübe kazandırdı.Bu son paylaşımım.Tabiki 'Hep O Şarkı' için.Bloguma devam edeceğim.Son sözlerimi söyleyeceğim.Sevmekten vazgeçmeyin çünkü : 'Deli gibi sevmek ruhumuzda var.'
Münire'nin Cemil Bey'i
Eşref Paşalardaki olay,o sesi tekrar duyması epey bir etkiledi Münireciği.Yataktan çıkacak hali bulamadı kendinde.Yirmi beş yıl beklediği o sesi duymuştu.Fakat belki de anlamıştı.Cemil Bey onun gençliğini almıştı.Halasıyla konuştuğunda onu tanıyamamıştı.O Cemil Bey Münire'nin Cemil'i değildi.Bir gün o havadis geldiğinde Münire şaşırmıştı.Cemil Bey,halasıyla görüşmek istiyordu.Cemil Bey muhtaçtı.Hakkı yenmişti ve yardım istiyordu.İsteği kabul olmuştu.Cemil Bey teşekkür için geldiğinde büyük oğluyla gelmişti.Münire'nin çocuğun gözlerinde Cemil Bey'in gençliğini gördüğüne adım kadar eminim.Münire'nin umudunu hep kıskanacağım.Ne bitmez,tükenmez bir umut o.Cemil Bey gittiğinde halasına eşini sormuştu Cemil Bey'in.Roman bitiyordu.Sonuna geliyordum ama sanki olabilecek güzel bir son var gibi bekliyordum.Halası görmemişti o hanımı.Günün birinde görmüş birisi anlatmıştı onlara.O son satırlar beni benden aldı.Sonu ne iyiydi ne de kötü.Ne hissedeceğimi de ne anlam çıkaracağımı da bilemedim ama bildiğim tek bir şey var:Münire Cemil'i hala seviyor.Vazgeçmeden,yılmadan.
13 Kasım 2015 Cuma
'Umut,ümit bir uzun yolculuk...'
Umuttu.Münirenin ki güçlü bir umuttu.Belki asla bitmeyecek olan.Belki de tek bir söz,tek bir havadis bütün her şeyi bitirebilirdi.Ki öyle oldu.Eşref Paşa konağında yaşananlarla kısa bir an sevindim,lakin kısa sürdü.Cemil Bey'in Münire'nin ruhunu okşayan sesi bir kez daha duyması.O bütün umutları arttırdı.Münire inanmıyordu Cemil'in 'ürkek bir bey' olabileceğine.Kalbi nasıl sevmişti böyle.Aklım almıyor hala.Nasıl bu kadar bağlanırdı,nasıl bu kadar ümitliydi.Şu zamanda aşkı,sevgiyi tadanlar da böyle severler miydi acaba birbirlerini? Sormak,görmek lazım.
11 Kasım 2015 Çarşamba
Sevmekten korkmak.
9 Kasım 2015 Pazartesi
Yakup Kadri kadar güçlü...
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile ilgili araştırmalarımı yaparken Yakup Kadri'nin bir eşi olduğunu öğrendim:Ayşe Leman Karaosmanoğlu.Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü, günümüzde adı yeterince veya
hiç duyulmamış üç kadın yazarı tanıtmak üzere “Sandıklardan Çıkanlar:
Gizli Kalmış Kadın Yazarlar” adlı bir konferans düzenledi.Konferansta Ayşe Leman Karaosmanoğlu ile ilgili kısımları sizler için buldum.
KARAOSMANOĞLU’NUN ‘TENEKE KUTUSU’
Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi, Burhan Belge’nin kardeşi ve Murat Belge’nin halası olmaktan çok daha önemli bir karakter olduğunu anlatan Bahar Gökpınar, Karaosmanoğlu’nun kişisel eşya ve notlarının içinde bulunduğu bir teneke kutunun, dönemin tarihinin bilinmeyenlerini ortaya çıkardığını anlattı. Gökpınar, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun hayatı üzerinden feminist biyografinin, arka planda kalmış kadınların hayatlarının bilinmesi açısından öneminin altını çizerken, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun kaleminin de en az eşi kadar kuvvetli olduğunu söyledi.
Aşağıdaki fotoğraf Ayşe Leman Karaosmanoğlu ve Yakup Kadri'nin birlikte olduğu ilk fotoğraf gibi gözüküyor.
KARAOSMANOĞLU’NUN ‘TENEKE KUTUSU’
Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eşi, Burhan Belge’nin kardeşi ve Murat Belge’nin halası olmaktan çok daha önemli bir karakter olduğunu anlatan Bahar Gökpınar, Karaosmanoğlu’nun kişisel eşya ve notlarının içinde bulunduğu bir teneke kutunun, dönemin tarihinin bilinmeyenlerini ortaya çıkardığını anlattı. Gökpınar, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun hayatı üzerinden feminist biyografinin, arka planda kalmış kadınların hayatlarının bilinmesi açısından öneminin altını çizerken, Ayşe Leman Karaosmanoğlu’nun kaleminin de en az eşi kadar kuvvetli olduğunu söyledi.
Aşağıdaki fotoğraf Ayşe Leman Karaosmanoğlu ve Yakup Kadri'nin birlikte olduğu ilk fotoğraf gibi gözüküyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




